13 Ağustos 2014 Çarşamba

Louvre Müzesi - PARİS GEZİ YAZI DİZİSİ #8


Paris hikayelerimiz içerisinde beni en heyecanlandırmayan yazı bu olacak sanırım. Aksine Paris denilince akıllara başta Eiffel Kulesi gelirken ardından da Mona Lisa tablosuna ev sahipliği yapan meşhur Louvre Müzesi gelir. Benim aklıma hiç Louvre Müzesi gelmeyecek :) Neden? derseniz size tüm samimiyetimle yanıt vermek isterim, müze gezmeyi sevmiyorum :) Çünkü bilhassa tablolar, ressamlar ilgimi çekmiyor. Haklarında en ufak bir bilgim ve kültürüm olmadığı için de müze gezmek benim açımdan verimli olmuyor.

Paris gezimizin ilk gününde, sabahtan Louvre Müzesine gittik. Amacımız genel hatlarıyla müze binasını, avlusundaki meşhur cam piramitleri kabaca görüp, ardından da daha detaylıca gezmek için ilerleyen günlerde yeniden ziyaret etmekti. Meğerse bizim için sabah ama Paris için öğle vaktiymiş ki anormal bir sırayla karşılaştık. Girişindeki sıra koca avluda yılan gibi dolana dolana ilerliyordu... Daha ilk günden bu sıraya girmemizin imkanı yoktu ve biz de avlusunda gezindik, görkemli binasını izledik, bol bol fotoğraf çektik ve böylece dış cephesini güzelce sömürmüş olduk :)

Louvre Müzesi'nin içerisindeki eserlerin önemi saymakla bitmez, resmen dünyanın sanat mirasının tamamı orada denilebilir... 13. yüzyılda inşaa edilen saray, 15. yüzyılda kraliyet sarayı olarak kullanılmış, 1793'te müze haline getirilmiş, 1871'de çok büyük bir yangından sağ çıkmış, 1932'de ise şuan gezdiğimiz son halini almış.

Louvre Müzesi dünyanın en çok ziyaretçi çeken müzesi olması nedeniyle sıra konusunda beklentiniz olmasın ve bekleyeceğinizden her şekilde emin olun, problem etmeyin.

Louvre Müzesi hakkında detaylı bilgiler için resmi sitelerini ziyaret edebilirsiniz. TIK TIK


Bu ziyaretimizin ardından iki gün sonra (bu defa Paris için de sabah vakti olan bir saatte) sabah 09.00'da Louvre Müzesinin bahçesindeydik ama hava her gün olduğu gibi yağmurlu, kasvetli ve kış niyetine soğuktu. Çok şükür ki bu defa çok sıra yoktu, 15 dakikalık bir beklemeyle avluda bulunan cam piramitlerin oradaki girişin güvenliğinden geçtik ve alt katta bulunan gişelere ulaşmayı başardık. Bu alt kısıma gelince pek çok dükkan, meşhur Apple mağazası ve bilet gişeleri sizi karşılıyor. Bu bölümde bulunan hediyelik eşya dükkanlarından sakın bir şey almayın derim ben, çok pahallılar... Paris'in her yerinde aynı hediyelik eşyalar var ve hepsinin fiyatları daha ucuz, aklınızdan çıkartmayın.

Standart gişelerin dışında bir de bilgisayarlı gişeler (ATM gibi) var ki gittiğinizde mutlaka onları kullanmanızı öneririm. Bu otomatik bilgisayarlı gişelerde kredi kartınızı makineye sokarak istediğiniz kadar bilet alıp hem çabuk hem de sıra beklemeden işinizi halledip müzeye giriş yapabiliyorsunuz. Yok ben illaki işimi insanla halletmek ve karşımda bir muhattabım olsun isterim derseniz, o zaman normal gişelerdeki 20-25 dakikalık beklemeye alalım sizi :)

Neyse, biz de biletlerimizi aldık ve müzenin girişine doğru devam ettik. Fransa'da her tabelanın ve bilgi panosunun Fransızca olması dolayısıyla zamanla insan kalabalıklarını takip ederek yolları bulmayı ve tabelalardaki önemli Fransızca kelimeleri anlamayı öğreniyorsunuz. Bu konuda kendinize zaman verin, alışacaksınız :)


Girişten itibaren tüm kalabalığın yaptığı gibi ilk olarak Mona Lisa tablosunu görmek için tabelaları takip ederek müzede ilerlemeye başladık. Hatta tüm yol boyunca Mona Lisa diye ayrı tabelalar koyulmuş. Tahminim o ki Mona Lisa'yı görüp direkt dışarıya çıkanlar var :) 

Hepimizin meşhur Mona Lisa hakkında bir fikri vardır, hepimiz internette tabloyu görmüş, hakkındaki gizemleri, hikayeleri kabaca duymuşuzdur. Bu gizemlere kulak kabartırsınız ya da kabartmazsınız, sizin bileceğiniz şey tabiki ama dünyanın en ünlü tablosu olduğu aşikar. Biz de Mona Lisa'da bu mucizeviliği görmek için bulunduğu odaya vardık. Bir de ne görelim... Kocaman boş bir duvarda, önü cam ile kaplı, camın önünde 2-3 metrelik bir aradan sonra demir parmaklıklarla korunmakta olan (tabiki her anlamda tabloyu korunması gerekiyor) ve tahmini iki karış eninde, üç karış boyunda bit kadar bir tabloyla karşılaştık! "Seni pisss sanat düşmanı, sen sanattan ne anlarsın ki!" diye celallenmeyin ne olur... Ben sanattan anlamam, hatta müze gezmeyi bile sevmem. Çünkü ne tabloları, ne ressamları bilmem, tanımam ve konuda kültürüm yok malesef. Ancak Mona Lisa öyle ünlü ki ben bile kendime bir pay çıkartırım diye düşündüm... Malesef olmadı...

Usulen gelenek yerine gelsin diye önündeki insan kargaşasını yardık ve fotoğraf çektik ama malesef ki benim hiç ilgimi çekmedi...


Mona Lisa'da yaşadığım "Anaamm küçücükmüş bu" tepkisinden sonra hızlıca bir şekilde Louvre Müzesi'ni gezelim istedik. Müze o kadar büyük ki tamamını gezmeye kalksan tam 4 gün sürüyormuş diye hurafeler dolaşıyor turist ağızlarında... Gününü bilmem ama hakkıyla gezmeye, her tablonun önünde durup da hakkındaki bilgiyi kulaklıktan dinlemeye kalkarsanız değil 4 gün, bir haftada bile bitmez gibi geliyor bana... 

Müzenin pek çok farklı bölümü varmış ama biz sadece üç bölüme bakabildik; tabloların bulunduğu ana odalar, heykellerin bulunduğu odalar ve Afrika kültüründen eserlerin sergilendiği bölüm...

Heykellerin bulunduğu bölüm, beni en çok etkileyen bölüm oldu. Heykellerin hepsi farklı bir hikaye anlatıyor ve tablolar gibi dakikalarca bakıp da anlamanıza gerek yok... Bakınca anlıyorsunuz :) Boy boy, farklı hikayeli, çok güzel yerleştirilmiş heykellerin tadını çıkarttık... Ayrıca heykel odalarını öyle güzel aydınlatmışlar ki ışıklar ve gölgelerle beraber sanki hepsi canlanıyorlar... 





Tabloların bulunduğu bölüm, birbirine koridorlarla ve merdivenlerle bağlanmış çok sayıda odadan oluşuyorlar. Boy boy, çok farklı ve muhteşem tablolar var. Bazı tablolar oda kadarken, bazıları iki karış büyüklüğünde... Ancak hepsinde aynı his var, karamsarlık... Savaşlar, ölümler, şeytanlar, krallar, melekler, günahlar, ihanet, kan...

Tabloların bulunduğu odalarda gezerken başınızı tablolardan kaldırıp tavanlara da mutlaka bakmanızı tavsiye ediyorum. Odalar öyle güzel ki her açısıyla bakmakta fayda var.







Afrika eserlerinin bulunduğu bölüm ise en az ilgimizi çeken bölümdü. Oldukça hızlı bir şekilde gezdik ve çıktık... Zerafetten uzak, alışık olduğumuz sanat görüntüsünden çok farklı eserlar... Eğer ki Afrika kültürü hakkında bilginiz ve ilginiz var ise çok keyif alacağınız bir gerçektir.


Bu bölümleri gezdikten sonra yorgun düştüğümüz için  Louvre Müzesi'nin içerisinde bulunan Mollien isimli kafede (Le Café Mollien) soluklandık, bir şeyler içtik. "Tavsiye eder misin? Gidip bir şeyler içelim mi?" diye sorarsanız, "Tavsiye etmem, içmeyin" derim :) Hem fiyatları normal sokak fiyatlarına göre pahallı, hem kalabalık, hem de çok yavaş ve kötü bir servisi var. Biraz dayanın, müzeden çıkın ve çevredeki kafelerde soluklanın derim...

Soğuk bir şeyler içtikten sonra iyice kalabalıklaşan koridorlardan doğru yürürken, artık müzeden çıkma vaktimizin geldiğini, aksi halde insan selinde boğulacağımızı hissettik ve çıkış tabelalarını takip ederek kendimizi dışarıya attık.


"Paris'e gittiğimde Louvre Müzesi'ni görmem şart mı?" diye sorarsanız herkesten ortak bir yanıt alacaksınız "Mutlaka görmelisin, muhteşem. Louvre'u görmeyeceksin de neyi göreceksin!"...

Bence görmeseniz de olur... Eğer ki sanata, tarihe, sanatçılara ilginiz yoksa ve haklarında en ufak bir bilgi sahibi değilseniz, pazar gezer gibi hızlıca tabloların yanından geçecekseniz boşuna zaman ve para kaybı olduğunu düşünüyorum. Sırf görmüş olmak için, sırf gördüm diyebilmek için gitmeyin bence... Biz öyle yaptık, gitmişken görmemek olur mu dedik ve yarım günden fazla zamanımızı, kişibaşı 12EUR parayı, enerjimizi harcadık. Bize ne kattı? Bence hiçbir şey... Şuanki aklım olsa girmek ister miydim? İstemezdim... Bu nedenle eğer ki yukarıda söylediklerim sizi anlatıyorsa, Louvre Müzesi'ni gezmek yerine sokakları, başka müzeleri ve ilginizi çeken yerleri gezin derim... Ancak avlusundaki cam piramitleri, bahçesini görmeden gitmeyin.

Lisede sınıfın kötü olarak adlandırılan asi kızları, tavsiyeler verirler ya tam onlar gibi hissettim kendimi :)

ULAŞIM: Metroda 1 ve 7 numaralı hatlarla Palais Royal Musée du Louvre durağında inerek direkt olarak Louvre müzesine ulaşabilirsiniz.
* Tüm Linkler Ayrı Pencerede Açılır *




30 yorum:

Havva Peynirci dedi ki...

günaydın
bu ne pazarlama başarısıdır değil mi?
tablo falan ilgisini çekmeyen seni bile iki kere yoluna düşürdü bu müze:)
teşekkürler,şahane bi yazı dizisi oldu,
sevgiler

Kitapsız Kedi dedi ki...

Louvre, Louvre olalı böyle yorum görmemiştir heralde :D

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Havva Peynirci, beğendiğine çok seviniyorum, çok teşekkürler ♥

Götürdü tabi, baya baya neredeyse toplamda 1.5 gün geçirdik içerisinde ve çevresinde :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Kitapsız Kedi, böyle yorum ve böyle zulüm görmemiştir desek :) Taşa tutacak herkes beni :)

Ama bu sayfamda en önem verdiğim şey samimiyet ve yalan söylememek, kime hava atacağım "tablolar öyle güzeldi böyle güzeldi tarihi şöyleydi" diye :))

ESRA ERSAL dedi ki...

"Louvre, Louvre olalı böyle yorum görmemiştir heralde :D" yorumuna çok güldüm öncelikle belirtmek isterim :) Ardından da katılıyorum yoruma. Şahsen beni, hayatımda en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Hatta en tepedekilerden. Güzel sanatlar mezunu olduğum için olabilir belki ama gerçekten büyüleyici bir mekan. Ve çok kıskandım. Bizim hiçbir zaman galerilerinin uzunluğu 20 km'yi bulan bir sanat müzemiz olmayacak sanırım :(

Müjde Dural dedi ki...

müze gezmek sıkıcı olabiliyor doğru:)ama en azından Mona Lisa için değer, evet herkes çok büyük bir tablo diye hayal eder ama değilmiş bize de yıllar önce hocamız söylemişti şaşırmıştık..neyse canım gezmekle iyi etmişsin bence yine de :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

ESRA ERSAL, o söz sevgili Kitapsız Kedi'den geldi, ben sadece cıcığını çıkarttım yorumunun :)

İşte ben bu konuların tamamen ilgi alanları, kültür, bilgi ile orantılı olduğunu düşünüyorum. Louvre müzesinden alamadığımız tadı askeri müzeden aldık mesela. Çünkü eşimin özel ilgi alanı, savaş tarihi... Bütün gün orayı gezdik neredeyse ;)

Velhasıl, tadını çıkartanlara ve ilgisini çekenlere kesinlikle tavsiye ediyorum diyerek yengeç yengeç "iyi kız" tarafına kayayım :)

Yorumun için teşekkürler, sevgiler ♥

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Müjde Dural, Müjde ablacığım bana kimse söylememişti ki... Gözlerime inanamadım desem...

İyi oldu tabiki, gittik gördük :)

Sevgiler ♥

ATAHAN İLE HAYAT dedi ki...

canım benim sayende bir kez daha gezmiş oldum loure müzesini harika dimi hele devasa olan resimlerin yanında kücücük kalıyor insan kesin iskele kurup yapmıştır o ressamlar resimleri...yoksa yerde mi hala bilmiyorum...

minik mini dedi ki...

aah ahhh,hep gezmek istediğim yerler... sayende az da olsa heves gidermiş olalım :)
sevgiler

Shingetsu ve Pisileri dedi ki...

Benim Zeugma Antik Kenti ile özdeşleşen "Çingene Kızı" mozaiğini görünce yaşadığım şaşkınlığın aynısı başına gelmiş. Ekranlarda o kadar heybetli gösteriyorlar ki yakından görünce insan şaşıp kalıyor:) Bu arada gezi dizisi süper oldu; paylaşımlar için teşekkürler.

kedimi beklerken dedi ki...

Herkes müze gezmeyi sevmeyebilir bence. Ben de ressamların isimlerini ezbere bilmem, ciddi bir kültürüm yok ama müze gezmeye bayılıyorum. Vakit olsa müzeyi hakkını vere vere her tablonun ne anlattığını dinleyerek gezmek en keyiflisi ama hep sıkışık zamanlar. Muhtemelen iş nedeniyle kasım'da bende parise gidiyorum bu yazı dizisinin zamanlaması çok iyi oldu devamını merakla bekliyorum :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

ATAHAN İLE HAYAT, ne mutlu yeniden o tadı ağızlara getirdiysem, çok teşekkürler güzel yorumun için ♥ Sanıyorum ki büyük iskeleler kurmuşlar yapmak için ;)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

minik mini, çok teşekkürler yorumun için ♥ Umarım en kısa zamanda hayallerindeki her yeri sevdiklerinle beraber gezersin ve sonra buralara yazarsın, biz de okuruz, olmaz mı :))

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Shingetsu ve Pisileri, kesinlikle çok doğru bir benzetme yaptın! Aslına bakarsan biz de Çingene Kızı'na da aynı tepkiyi vermiştik ama blog dünyasındaki acemliğimden olsa gerek buradaki yazıma onu yansıtamamıştım :)

http://kizlierkeklikedili.blogspot.com.tr/2013/12/antep-gezi-yaz-dizisi-5.html

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

kedimi beklerken, öyle doğru bir noktayı belirttin ki ben aslında eksik kalmışım. Önemli nokta bilginin kültürünün olmaması değil aslında, önemli olan öğrenmek istemen... Ben bu konuları öğrenmek de istemiyorum sanırım :) Daha dibe batmadan susmamda fayda var ;)

Ne güzel! Çok sevindim Paris seyahatine... Umarım hiçbir aksilik olmadan hem iş hem de gezi olayını keyifle yaparsın :)

Ne Giysem dedi ki...

Ülke sınırlarında müzeye adımını atmamış insanları yurtdışına çıkınca mahalle baskısına tabi tutan bu düzene başkaldırışın için tebrik ediyorum seni :)

Ama şimdi oraya kadar gidip Mona Lisa'yı görmemiş olmak da olmazdı sanki. Benim müzelerle ilgili sorunum her daim kalabalık olması, açık büfe kuyruğunda bekler gibi bekliyorsun önündeki ilerlesin de inceleyebilesin diye. Ama arkada bekleyenler olduğunu düşünüp istediğin gibi zaman geçiremiyorsun da :(

safransarı dedi ki...

Hey maşallahhh :d
çok gezen mi çok bilir çok okuyan mı geyiğine düşeyim mi (:

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Ne Giysem, dediğin çok doğru oldu... yurtdışına çıkınca herkes kültür ateşesi oluyor vallahi :)

Louvre'da enteresan bir şekilde herkes tabloların tek tek fotoğraflarını çekiyordu. Biz çok şaşırdık açıkçası... Sonuçta tablolar internette var, fotoğrafını ne yapacaksın. Önemli olan o tabloyu anlamak, sanatçıyı tanımak vs değil mi... İnginç velhasıl...

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

safransarı, :))) asıl gezdikten sonra bu yazıları yazarken salim kafayla internette yapılan araştırmalarda daha çok şey öğrendim... en azından teknik detayları, tarihleri ve kişileri bildim ;)

Ahu Kader dedi ki...

Ay canim benim ya. Teyzem Paris'te oturdugu icin her gidisimde bu müzeye gitmeye niyetleniyorum. Cünkü hurafeler dogru canim benim, bütün müzeyi gezmek istersen sabahtan gireceksin. Yanina alacaksin piknik sepetini dolanacaksin müze kapanana kadar. Ben gittigimde Osmanli bölümüne girmistim de vay adamlar bizim nelerimizi almis burada sakliyor demistim. Sonra bende kostur kostur Mona'ya gittim ve ay bu mu Mona yahu oldum. Fotograf bile cekmek yasakti o zaman. Cekmedim fotografini bile.

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Ahu Kader, Ahu'cuğum ama siz nasıl güzel Avrupalı bir ailesiniz böyle :) Dediğin çok doğru, buraya da kesinlikle piknik sepeti gerekiyor, aksi halde gezemezsin bütün gün :)

Ah Mona, neler yaptın sen bize, hepimizde hayal kırıklığı :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Ahu Kader, Ahu'cuğum ama siz nasıl güzel Avrupalı bir ailesiniz böyle :) Dediğin çok doğru, buraya da kesinlikle piknik sepeti gerekiyor, aksi halde gezemezsin bütün gün :)

Ah Mona, neler yaptın sen bize, hepimizde hayal kırıklığı :)

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Güzel Sanatlar mezunu biri olarak ve bir tasarımcı olarak ben müze ve galerileri gezmeyi gayet severim ama yabancı bir şehirde, yine de öncelikle görmek istediğim şey sokak hayatıdır... Anti-turistik bölgeler, ara sokaklar, turistsiz mahalleler vs... Senin yorumların için de "Aaa ne biçim düşünüyor!" demedim asla. Herkesin zevki başka, keyif aldığı şeyler başka... Ama dürüst olmam gerkirse, sevmediğin halde nasıl iki kez gidip canım günlerini heba ettin, işte ona hayret ettim! :))) Vallahi bir haftalık bi tatilde beni sevmediğim bi yere götürmeleri için bayıltıp, elimi kolumu falan bağlamaları lazım.:))
Neyse, sana geçmiş olsun diyeyim ben. :))

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Gokkusagi Dosyasi, işte ilgi meselesi derken tam da bundan bahsetmek istemiştim. Senin ilgini çekeceğine, çok da keyif alacağına eminim... Bizim için de asıl keyifli kısım turistik olmayan bölgeler, sokaklar, kafeler, akan trafikler...

Şimdi şöyle oldu Louvre olayı, dur anlatayım :) İlk gün gittik dışını, avlusunu gezdik, uzun uzun karşısına oturup seyrettik ve dört bir etrafında turladık. İkinci gidişimizde ise dış kısmını atlayarak direkt olarak müzeye girdik ve içerisini gezdik. Böyle pay ettik yani mevzuyu ;)

yumiyum x dedi ki...

müzenin dışı için gidebilirm sanırım :) yani resim heykel öyle aman aman ilgimi çeken şeyler değil denk gelirse bir sergi falan girer hızlıca turlar çıkarım benim olayım bu :)

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

yumiyum x, aynen, biz de öyle... Dış kısmından öyle keyif aldık ki çok güzeldi ♥

Berc CET dedi ki...

Gittim ve tamamını gezdim, müzenin tamamını gezene kadar resmen ayaklarım su topladı. Bu çileye de değdi. Ben çektiğim video ve fotoğraflardan bir video oluşturdum. https://www.youtube.com/watch?v=rqo1BcJRpzw

Kızlı Erkekli Kedili dedi ki...

Berc CET, böyle bir geziden keyif alınıyorsa kesinlikle muhteşem ve tüm o su toplamış ayaklara değer, eminim!

isim vermeyelim dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.